silikon

“lütfen çocuk yapmayın.

başına bir sürü felaket gelecek.

eğitim, çevre ya da bizzat sizin yüzünüzden uzun bir müddet, belki de ölene dek aptal ya da kötü biri olarak kalacaklar.

dünyaya başka bir şeyler de bırakabilirsiniz. misal temiz çamaşır ve silikon. “

batak

bisiklet, yol kenarındaki bankette bir bankın arkasına yaslıydı. bankın hemen yanında metal çöp konteynırı, yolda ise park etmiş araçlar yığını vardı. plajı meşhur etti ortadirek piçler.

çocuk, anasının eline kitlediği çöpleri konteynıra atmak için o kalas kapağı kaldırdı göt zoru. hızla devrilen kapak bisikletin ulu boynuzuna çarptı. bisiklet devrilirken park halindeki gri araca dan hali. kabardı kaporta.  araç sahibi dingil, kaportadaki sıkıntıyı ve yerde yatan bisikleti görünce bisikletin arka tekerine cebinden çıkardığı –plaja gidecek diye takoz ayak tırnaklarını kesti- tırnak makasının törpüsünü sapladı. fos!

gün batarken batağa doğru yürüdük bisiklet ve ben.

küçük bir karbonat

küçük bir karbonat. kırk kuruş. nem çeker? kötü kokuyu engeller, bıyıkları beyazlatır.

yaşlı ve sakin bir beyaz, içine köle alır.

aynel yakin, kandıralı tahsin de şahin tepesi’nde kendine böyle bir yer açmıştır. kendin pişir, kendin karbonat. ikinci karısının ailesi bir yanda –kandırdı kızcağzı- sosyalist hezeyan, ağyar, kader jeogenetik, diğergam; peşinde hepsiciği.

şirin kaptan’a kadar kaçtı. sıtma gelirdi, migren tutardı, karbonat içerdi, silah taşırdı. şimdilerde ne sikim yer bilmem.

as it is

denize götümü dönebileceğim bir banka oturdum. her yer ölü ağaç, ölümsüz palmiye. ağaçların arasında ganyan bayii, hayvanat bağçası bile değil. on metre sonrası sis; gülüşen, tüküren, görünmeyen orospu çocukları. gülümseyin ulan, meze oldunuz bana. şekilli parke taşlarındaki yapraklara ve tükrüklerinize banıp mideme indireceğim jöleli kafalarınızı.

kendiyle konuşan ve sürekli bir kolunu idman niyetine indirip kaldıran asker üniformalı adam da yürüyüştedir şimdi, dalga döven sahil banketi üzerinde. görmüyorum, sis var. şartlar eşit. orospu çocuklarının gülüşü geçiyor ki kesin sis var. örtülmüş olsak da ses var. soğuk kulaklarımı kesse de -burnumda bok var- o vakit derisi yüzülmüş hiçbir şeye dokunamaz, utanır, his var. delikli çöp tenekesine girip eve gidiyorum.

şenses dağlılar

hat parası 300 milyar olan minibüse bindi. bakma sen kimsede yoktur o kadar. ya da sinsi piçler bizi yedi hep. bir bacağı diğerinden kısa. kafa kazık. bir gözde cam. kız kardeşinin fermuarlı üst aşortmanı üstünde kısa. bağrı açık, göğüste kıl yok. kış.

artıklar kaçaklar hastalar suçlular
hükümet konağında kavgan
restore artık yıl, kekeme muhtar
uçkur peştamal urgan
çöp çürük fakir bok püsür
saç dökül
kör topal çolak dilsiz sağır
cüceler şişkolar el ele yavaş tempo koşul
bağır bağır bağır
muaf
evden çıkmak günah
yasah
leş kardeş akrabağ
feragat
bağır bağır bağır
güzel sanılan bir cümle ile bitir
dan dan dı dan tan